MaschinenGewehr Drei
MG-3 makineli tüfegin tanımı:7.62 mm çapında şeritle beslenen havayla soguyan barut gazının geri tepmesi yerine getiren yayın itmesiyle çalışan,sürekli atış ve darbe atışlarında kullanılan tam otomatik bir silahtır.sehpayla kullanıldıgı zaman agır makıneli,çatal ayakla kullanıldıgı zaman hafif makineli tufek olarak kullanlır.
İkinci Dünya Savaşı‘nın en başarılı silah sistemlerinden olan MG-42‘nin tasarımında seri üretime uygunluk en üst düzeyde gözetilmişti. Alman sanayici olan Dr. Grunov tarafından tasarlanan, parçalarının birbirine bağlanması ve kaynak yapılmasına oldukça uygun olan tüfekler, hâlâ Afrika ve Güney Amerika’daki bazı ülkelerde faaliyet gösteren gerilla grupları tarafından kullanılıyor. 7.92 mm olan MG-42′ler için mühimmat bulunmasında sıkıntılar yaşansa da gerilla atölyelerinde tüfeğin namlu kalibresi düşürülerek ya da uygun mühimmat üretilerek silah üretme yasağının kaldırılmasının hemen akabinde depolardaki MG-42′ler 7.62 mm namluya modifiye edilmiş ve MG-2 olarak yeniden adlandırılmıştır. Daha sonra ihtiyaç çerçevesinde yeniden üretimi başlamış ve tüfek MG-3 adını almıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndaki modeliyle aynı üçayağı kullanan MG-3′ler farklı destek ayaklı modellere sahiptir. Namlu hızla değiştirilebilir ve atış hızı oldukça yüksektir. İspanya, Pakistan, Portekiz ve Şili gibi ülkelerin yanısıra Türkiye’de MKE tarafından lisans altında üretilen ve Norveç’in de aralarında bulunduğu bazı ülkelere satılan MG-3, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK/KADEK terör örgütüne karşı düzenlediği operasyonlarda ateş gücüyle askerlerin beğenisini kazanmış bir makineli tüfektir. Çin ve eski Yugoslavya, MG-42′leri olduğu gibi kopyalamıştır. SARAC M1953 olarak adlandırılan 7,92 mm eski Yugoslav kopyası tüfekler, 1990′lı yılların sonuna kadar üretimde kalmıştır. Sadece şerit beslemeyle kullanılabilmesi bir dezavantaj olarak değerlendirilebilir. Hafif olan makineli tüfeğin yüksek atış hızı, titreşiminin yüksek olmasına sebep verir. Ancak akıllıca tasarlanmış namlu ağız baskısı ile titreşim en aza indirilmiştir.[1]
Teknik Bilgiler [değiştir]
Çap: 7,62 mm
Azamı Menzil: 4000 m
Etkili Menzil Mekanik: 200 m – 1200 m
Etkili Menzil Dürbünlü: 200 m – 1600 m
Namlu Ağırlığı: 1800 gr
Çatalayaklı Ağırlığı: 11,5 kg
Çatal Ayaksız Ağırlığı: 10,5 kg
Üçayak Ağırlığı: 14,5 kg
Uzunluğu: 1225 mm
Yiv: 6 adet sağa
Parçaları [değiştir]
- Namlu
- Gövde
- Çatalayak
- Namlu Kılavuz Yüksüğü
- Alev ve Gaz Denetim Hunisi
- Üst Kapak Takımı
- Mekanizma
- Mekanizma Kurma Kolu
- Askı Kayışı
- Dipçik
- R ya da N Tipi Tampon
- Yerine Getiren Yay











Aralık 3rd, 2006 at 7:57 pm YTÜ Makine Müh 1. sınıf öğrencisiyim ve eğitim hayatımın başından itibaren
fizik derslerinde gördüğüm temel kanunlar ölçüsünde hiçbir şekilde bir enerjinin yoktan var edilemeyeceği ve var olan enerjinin de yok edilemeyeceği bize anlatıldı.Einstein ın da belirttiği gibi bu fizikte temel yasa olarak vardır.Tahminimce de yapılan aygıt bir çeşit transformatör mantığında çalışıyor yani enerji korunuyor (mutlaka sürtünme ile ısıya dönüşen bir kayıp vardır) mesela transformatördeki gerilimin değerinin yükseltilmesi karşısında akımda bir düşüş oluyor gibi bi mantıkta çalışıyor olabilir. AMA insan şüphelenmeden de edemiyor.Kuantum fiz mesela bi parçacığın aynı anda farklı durumlarda bulunacağınıöngörüyor.Bence BEKLEYELİM ve görelim bakalım.
Aralık 5th, 2006 at 9:24 am Dört yıllık okulları, ardından yüksek lisansları ve sonra doktoraları bitiren insanlar… Devamında doçentlik ve profesörlük ünvanlarını alan öğretim görevlileri… Yalnızca ülkemizdekiler değil, bütün dünyadaki emsalleri…
Aranızdan kaç tanesi, bilimsel düşüncenin özgürlük ve sonsuz bir gelişim olduğunu biliyorsunuz?
Gördüğünüz matematik, fizik, kimya ve kabul edilen diğer bütün ilimlere şu an için ancak “2006″ tarihini ya da en; ama en fazla “21. yüzyılın ilk çeyreği” tarihini vurabilirsiniz. Burada veya geçmişte kalmakla, kendinize ancak bir son kullanma tarihi vermiş oluyorsunuz ve bu durumda doğru bir tespit yapmış oluyorsunuz.
Bilimsel düşüncenin gerektirdiği şekilde bilimin unsurlarına sahip olabilen ve sayıları çok çok az olan gerçek bilim adamları için “kesinlik” , “sınır” ve bunların doğurduğu “bağnazlık” yoktur. Bunların yerine daima “açıklık” , “sonsuzluk” ve “ileriye dönüklük” vardır.
Bilimde “makul”lüğün en üst sınırı bana göre şöyle izah edilebilir:
“Bugün için, şimdiye kadar edinebildiğim ve sınırlı olduğunu kabul ettiğim bilgilere göre yorum yapamam.”
Bundan öteye giden kısıtlı düşünceler ve yorumlar, ancak “bilgisizlik” ve dahası “bilmediğini bilmemek” içindeki gafil benlik çırpınmalarından başka bir şey değildir. Sonuçta ancak utanç getirir.
Bu manada, hayatında ilkokula dahi gidememiş, ancak benliğinden sıyrılma başarısını göstererek olaylara ve gelişmelere açık kalplilikle bakabilen insanlar, gerçek bilimsel düşünceye sahip olabilen şanslı insanlardır. Ülkemiz, çok şükür bu niteliğe sahip sade vatandaşlarla doludur.
Başta bilim(!!!) adamları olmak üzere herkesin, bugüne kadar yaşamış oldukları ve sadece yıllarla ölçülebilen hayatlarından ve bu hayatın içinde ancak tanışabildikleri bilgi ve eğitimin sınırlılığından sıyrılıp, sadece düşünceleri ile dahi olsa bunların üzerine çıkmalarını diliyorum. Ancak bu şekilde sade vatandaşlık seviyesine yükselebilir ve zincirlerinden kurtulabilirler. Ben de bu dediğimi yapmaya çalışan insanlardan biriyim.
Saygılarımla,
Ali YAKUT