Samimiyet bağlarını sıkıca bağlamaktır, bir daha çözülmemecesine. Bilirim zordur o bağları bir araya getirmek ama daha kaç asır böyle şüpheyle yaşanır ki
21 Dec 2006 için Arşiv

MG3
Aralık 21, 2006
MaschinenGewehr Drei
MG-3 makineli tüfegin tanımı:7.62 mm çapında şeritle beslenen havayla soguyan barut gazının geri tepmesi yerine getiren yayın itmesiyle çalışan,sürekli atış ve darbe atışlarında kullanılan tam otomatik bir silahtır.sehpayla kullanıldıgı zaman agır makıneli,çatal ayakla kullanıldıgı zaman hafif makineli tufek olarak kullanlır.
İkinci Dünya Savaşı‘nın en başarılı silah sistemlerinden olan MG-42‘nin tasarımında seri üretime uygunluk en üst düzeyde gözetilmişti. Alman sanayici olan Dr. Grunov tarafından tasarlanan, parçalarının birbirine bağlanması ve kaynak yapılmasına oldukça uygun olan tüfekler, hâlâ Afrika ve Güney Amerika’daki bazı ülkelerde faaliyet gösteren gerilla grupları tarafından kullanılıyor. 7.92 mm olan MG-42′ler için mühimmat bulunmasında sıkıntılar yaşansa da gerilla atölyelerinde tüfeğin namlu kalibresi düşürülerek ya da uygun mühimmat üretilerek silah üretme yasağının kaldırılmasının hemen akabinde depolardaki MG-42′ler 7.62 mm namluya modifiye edilmiş ve MG-2 olarak yeniden adlandırılmıştır. Daha sonra ihtiyaç çerçevesinde yeniden üretimi başlamış ve tüfek MG-3 adını almıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndaki modeliyle aynı üçayağı kullanan MG-3′ler farklı destek ayaklı modellere sahiptir. Namlu hızla değiştirilebilir ve atış hızı oldukça yüksektir. İspanya, Pakistan, Portekiz ve Şili gibi ülkelerin yanısıra Türkiye’de MKE tarafından lisans altında üretilen ve Norveç’in de aralarında bulunduğu bazı ülkelere satılan MG-3, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK/KADEK terör örgütüne karşı düzenlediği operasyonlarda ateş gücüyle askerlerin beğenisini kazanmış bir makineli tüfektir. Çin ve eski Yugoslavya, MG-42′leri olduğu gibi kopyalamıştır. SARAC M1953 olarak adlandırılan 7,92 mm eski Yugoslav kopyası tüfekler, 1990′lı yılların sonuna kadar üretimde kalmıştır. Sadece şerit beslemeyle kullanılabilmesi bir dezavantaj olarak değerlendirilebilir. Hafif olan makineli tüfeğin yüksek atış hızı, titreşiminin yüksek olmasına sebep verir. Ancak akıllıca tasarlanmış namlu ağız baskısı ile titreşim en aza indirilmiştir.[1]
Teknik Bilgiler [değiştir]
Çap: 7,62 mm
Azamı Menzil: 4000 m
Etkili Menzil Mekanik: 200 m – 1200 m
Etkili Menzil Dürbünlü: 200 m – 1600 m
Namlu Ağırlığı: 1800 gr
Çatalayaklı Ağırlığı: 11,5 kg
Çatal Ayaksız Ağırlığı: 10,5 kg
Üçayak Ağırlığı: 14,5 kg
Uzunluğu: 1225 mm
Yiv: 6 adet sağa
Parçaları [değiştir]
- Namlu
- Gövde
- Çatalayak
- Namlu Kılavuz Yüksüğü
- Alev ve Gaz Denetim Hunisi
- Üst Kapak Takımı
- Mekanizma
- Mekanizma Kurma Kolu
- Askı Kayışı
- Dipçik
- R ya da N Tipi Tampon
- Yerine Getiren Yay

AA52
Aralık 21, 2006
AA-52 makineli tüfeği Leclerc tankında.
Arme Automatique Transformable Modele 52 (Genel Kullanımlı Makineli Tüfek) ilk olarak 1952‘de hizmete alındı ve ardından üç versiyon daha üretildi. AA-52 silahın ağır namlulu modelidir. Orjinal AAT-52 ise eski Fransız 7,5×54 mm’lik M1929 mermilerini kullanmak üzere tasarlanmıştır. Fakat NATO 7,62X51 mm’lik mühimmatı standartlaştırdığında, kullanımda olan silahların büyük çoğunluğu, AA-7.62 F1 olarak tanımlanan yeni mermileri kullanabilecek duruma getirilmiştir. Namluda yapılacak bir değişimle 7.5 mm’lik ve 7.62 mm’lik mermilerin ikisi de AA-52 ve AAT-52′de kullanılabilir. Silahın yaygın olarak kullanılan destek versiyonu ise hafif bir namluya ve iki ayağa sahiptir. Bunun yanı sıra sonra geliştirilen modelde silahın durağan cephelerde ateş etmesine olanak tanıyan ve silahın arkasına monte edilebilen tekli ayağı da vardır. İkinci versiyon daha ağır namluya ve ABD’nin M2′lerinde kullanılana benzer bir üçayağa sahiptir. Hava soğutmalı olan silahın iki parçalı sürgü süstemi gecikmeli geri tepmeyi kullanarak çalışır. Fişek yatağı, gazın düzgün bir şekilde dışarıya çıkarılmasına yardım etmek için olukludur. 7.62 mm versiyonu Fransız ya da NATO M13 şeritlerini kullanabilir. F1 versiyonu, arka kabzası çıkarılarak ve elektrikli ateşleme sistemi kullanılarak bir vasıta üzerine de monte edilebilir. Değişikliğe uğramayan silahların hizmetten kaldırıldığı 1960′larda ve 70′lerde F1, her ne kadar 7.5 mm’lik silahın yerini almış olsa da, 7.5 mm’lik versiyon da Fransız Ordusu tarafından uzun yıllar kullanılmıştır ve her iki model de çok fazla sayıda ihraç edilmiştir.[1]
Teknik Özellikler [değiştir]
Üretici: Fransa
Silah Uzunluğu: 1.245 mm
Namlu Uzunluğu: 600 mm
Silah Ağırlığı: 11,37 kg
Üçayak Ağırlığı: 10,6 kg
Namlu Çapı: 7,5 mm
Tetik Mekanizması: Gaz
Mermi Yükleme: Şerit
Atış Hızı: 700 mermi/dk
Namlu Çıkış Hızı: 840 m/sn

kimyasal silahlar hakkın da
Aralık 21, 2006Kimyasal silahlar hakkında bilgiler
Kimyasal Harp Ajanları Birleşmiş Milletler’in 1969 yılında yayınlamış olduğu bir raporda ;
“insanlar , hayvanlar ve bitkiler üzerine doğrudan toksik etkileri nedeni ile kullanılan her türlü katı , sıvı , gaz halindeki kimyasal maddeler”
şeklinde tanımlanmıştır.
1993 yılında imzalanan Kimyasal silahlar konvansiyonu ise; kimyasal silah olarak tipleri ve miktarları uygun olan ve bunları elde etmek için kullanılan kimyasallar, bu kimyasalları kullanmak için gerekli cihaz ve mühimmatlar ve bunların kullanımına yönelik özel olarak tasarlanmış her türlü teçhizatı kimyasal silah olarak tanımlamıştır.
Kimyasal silahlar farklı şekillerde sınıflandırılabilmekle beraber genel olarak şu şekilde sınıflandırılabilir;
1)Sinir Gazları
a-Sarin ( GB)
b-Tabun ( GA)
c-Soman (GD)
d-Metilfosfafonotioik asit (VX)
2)Yakıcı Gazlar
a-Sülfür Mustard (HD)
b-Nitrojen Mustard (HN) (hardal gazları)
c-Levisit ( L)
d-Fosgen oksim(CX)
3)Akciğer İrritanları
a-Fosgen (CG)
b-Difosgen (DP)
c-Klorin (CL)
d-Klorpikrin (PS)
4)Kan Zehirleri
a-Siyanoejen Klorür
b-Hidrojen siyanür
5)Kapasite Bozucular
a-psikomimetikler(3-Quinuclidinil benzilat,LSD)
b-Toksinler
c-Göz Yaşartıcı Gazlar
i)kloroasetofenon (CN)
ii)orto-klorobenilidin-malononitril (CS)
iii)dibenz (b,f)-1,4-oxazepine (CR)
6)Bitki Öldürücü Ajanlar.
Kimyasal silahın kullanımının öncelikli hedefi , vücuda deri yoluyla etkili olarak, tercihen elbise ve hatta koruyucu elbiseden nüfuz ederek etki etmesi, daha sonra ise ; deriye ulaşmayla birlikte koruyucu maskeye nüfuz ederek veya onu etkisiz hale getirerek, solunum sistemini korumasız duruma düşürmesidir.
Öldürücü kimyasal ajanlardan; sülfür levisit ve hardal deriyi ve gözleri yakıp kavurur, akciğerleri şoka uğratır, fosgen ve klorin gözleri tahriş ederler.
Kan ajanları; hidrojen siyanid, -doku, oksijen yetersizliği yaratan sinir ajanları- sarin ve VX gibi sinir pulslarının transmisyonunu (sinir iletimini) önleyerek titremeye sebep olur, solunum organları felciyle ölüme sebebiyet verir.
Mustardlar fiziksel özelliklerinden dolayı soğuğa ve ısı değişiklerine dirençlidirler. Yakıcı ajanlara maruz kalınması ile belirtilerin ortaya çıkması arasında 2-24 saat arasında değişen bir latent (bekleme;ara) peryod vardır ki dekontaminasyon ve tedavi için geç kalınmış olabilir. Alınan doz çok yüksek ise kurban genellikle 48 saat içerisinde akciğer ödemi, bronş sekresyonlarının oluşturduğu tıkaçlara bağlı mekanik asfiksi (oksijensizlik) veya bozulmuş immun yanıtın (bağışıklı sistemi) kolaylaştırdığı fırsatçı enfeksiyonlarla ölür. Yakıcı ajanlara karşı korunma tam koruyucu giysiler ile başarılabilir
Klasik hardal yapılması kolay olduğundan buna sahip olmak isteyen ülkeler için öncelikle yer alır; üretimi kolay, ucuz, dayanıklı ve ölüme sebebiyetten ziyade zayiat yaptığı için tercih edilen bir kimyasal harp ajanıdır. Sinsi yapısı hem avantaj hem de dezavantajdır.
Hardal maruz kaldıktan birkaç saat geçinceye kadar deride herhangi bir hassasiyete veya semptoma sebep olmaz. Etkisiz hale getirme süresi 12 saat kadardır.
(Normal etkilerinin aksine, İran-Irak Savaşı’nda İranlı askerlerin hardal taarruzunu algılamayıp hardalı emmiş elbiseleri giymeye devam etmeleri ve uzun süre buharını solumaları nedeniyle korkunç ölümler oluşmuştur.)
Akciğer irritanları içerisindeki en tehlikeli ajan fosgendir. Normal hava ve iklim koşularında 8.2 °C ‘ de kaynar. Buharının dansitesi havadan 3.4 kat daha fazla olduğundan özellikle çukurlarda ve düşük seviyeli bölgelerde uzun zaman etkisini kaybetmeden kalabilir. Düşük konsantrasyonlarda yeni biçilmiş saman kokusuna benzer bir kokusu vardır. fosgen, şok ajanı, gözleri tahriş eden ve solunum sistemini etkileyen bir ajandır.
Kapasite düşürücü ajanlar:Bu ajanların imali genelde birçok şekilde ilaçların üretimine benzer. Ancak ilaç üretimi sınırlı miktarda olmasına rağmen bunların üretimleri ihtiyaca göre daha büyük ölçüde yapılır, dolayısıyla daha büyük üretim tesislerine ihtiyaç gösterir.
Bu maddelerden özellikle CS mukus membranlarında yüksek tahriş yaratan bir ajandır. CS toplumsal olayların kontrolünde kullanılan katı tozun sınıflandırılması için kullanılan kod harflerdir (o-chlorobenzylmalonitrile).
Toksinler:Tabii olarak büyük miktarlarda mevcut olan tek toksin, rasindir. Kastor yağı üretiminin yan ürünüdür. Rasin üretimi bir fiziki ayrıştırmadır.
Adli Tıp ve Adli Bilimler Prof.Dr. İ. Hamit Hancı

Aralık 21, 2006
Ortalığı Karıştıran “ERKE” Nedir
Posted by boloş under Güncel

Basın Açıklaması
Değerli Komutanlarım,
Yazılı ve görsel basının mümtaz temsilcileri, seçkin konuklarımız,
Erke Erke Araştırmaları ve Mühendislik A.Ş’ nin asra yön verebilecek buluşunun açıklamasını amaçlayan basın toplantımıza katılarak bizleri onurlandırdınız, güç verdiniz. Şirketimiz adına sonsuz saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.
Değerli konuklar, Yüce Atatürk’ ün 10. Yıl nutkundan her konuda olduğu gibi bugünleri gören bir bölümle konuşmaya başlamak istiyorum.
“Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.”
Huzurlarınızda şu anda açıklayacağım konu ile Atamızın bu öngörüsüne bir nebze olsun yaklaştığımızı düşünmekteyiz.
En büyük bayramımız olan 29 Ekim’ de başlattığımız ve bugüne kadar yazılı ve görsel basında yer alan “Erke Bilimsel Düşüncenin Gücü” sloganının sizlerde bir merak uyandırdığının bilincindeyiz.
Sayın konuklar, tarihe malolacak bu buluşu teknik detaylarına inmeden açıklıyorum;
Buluş ile erişilen sistem çevreye zarar vermeyen, istenilen güç ve sürati sağlayabilen, doğrudan hareketin elde edilebildiği, yakıt gerektirmeyen bir kuvvet makinesidir. Bu sistemin çalışmasında maddenin atalet özelliğinden faydanılmaktadır.
Bu sistem ile çalışan makinelerde istenilen yerde istenilen miktarda elektrik elde edilebilir. Tüm kara, hava ve deniz taşıtlarında kullanılabilir.
Ayrıca sunumda takip ettiğiniz üzere bu buluşla küresel ısınmanın önlenmesi, dolayısıyla iklim bozukluklarının zararlı etkilerinin ortadan kaldırılması sağlanır. Böylece insanlık kendi eliyle hazırladığı bir sona gitmekten kurtulur.
Bu buluş, 1992 yılından itibaren çok gizli olarak yürütülen bilimsel çalışmalarımızın bir sonucudur. Şirketimiz adına buluşun yurt içi ve yurt dışı patent başvuruları yapılmıştır.
Ancak bilimsel bilgi ile çevreye saygılı ve sürdürülebilir kalkınma sağlanabilir. Bu anlayışın bir sonucu olan buluşumuz, başta Türk milleti olmak üzere tüm dünya insanlığına sunulmuş bir hizmet olarak değerlendirilmektedir.

Değerli konuklar, müsaadenizle Erke’ nin ilkelerinden bahsetmek istiyorum;
- Hakikat şimşeği fikirlerin çatışmasından doğar. Dolayısıyla bilimsel düşünce yapısı ancak fikirlerin serbestçe söylenebildiği bağımsızlık ortamında gelişebilir.
- Bilgi her türlü iyi, doğru ve güzel işin kaynağıdır. Bir araştırmacının bugünün bilgilerine sahip olması gerekmekle birlikte onların ataletinden sıyrılabilecek derecede bağımsız olması gerekir. Hatta bilimsel araştırma yaparken kendi önyargılarından bile uzaklaşabilecek derecede bir bilimsel yaklaşıma sahip olmalıdır. İşte buluşları ortaya çıkaran gerçek araştırmacılık ve bilimsel düşünce yapısı budur.
- İyilik ve kalkınmadan tüm dünya milletleri faydalanmalıdır. İşte Erke’ nin evrensellik anlayışı böyledir.
- Gerçek kalkınmanın görüldüğü bir dünyada tabii bir sonuç olarak barış sağlanacaktır.
İlkelerimizin tamamını tek bir cümle ile şöyle ifade etmekteyiz; bağımsızlık temeline dayanan bilimsel düşünce yapısı ile ortaya çıkan gerçek araştırmacılık toplumun bir bütün olduğunu gösterdiğinden evrensellik ve barış hedefine ulaşılır.
Erke’ nin ilkeleri ve kurumsal yapısı, hiçbir şahsın veya kurumun Erke üzerinde etkili olmasına izin vermez. Erke’ nin tek yol göstericisi müspet bilimdir.
Bugünün bilim literatüründe buluşun açıklanması için temel teşkil edecek bilgi yoktur. Bu nedenle buluşun dayandığı fizik ve matematik esasları Erke tarafından uygun görülen bir zamanda bilim dünyasına hediye edilecektir. Bu yüzden konuyu tartışmaya açmıyoruz. Kimseyi inandırma gibi bir amacımız da yoktur. Hatta bu buluşa inanılmaması bizi bilhassa mutlu eder. Çünkü başarılması imkansıza yakın bir iş olduğunun delilidir.
Bu buluşun önemi düşünüldüğünde ve algılandığında yapılan açıklamaların neden bu ölçüde sınırlı olduğu anlaşılacaktır. Basın toplantısında amacımız bu buluşun Türk milletine aidiyetinin tescil edilmesidir. Takip etmenizi değerlendirmenize sunarız.
Sunumda arz edildiği gibi patent başvuruları yapılmış olup, bu konuda süreç işlemektedir ve takip etmekteyiz. Dolayısıyla bu safhada teknik detayların açıklanmasının emniyet ve gizlilik açısından yaratacağı sorunları da takdirlerinize sunarız.
Bulunan sistem ile ilgili ilk ürün çeşidi olarak ön gördüğümüz elektrik üretecinde seri üretim aşamasına gelinmiştir. 2007 yılı içersinde ürünler halkımızın kullanımına arz edilecektir.
Sırası gelince milletimize siz değerli basın mensupları vasıtasıyla ulaşacağız.
Teknoloji ve bilim alanında yeni ufuklar ve çığır açacak bu buluşun Türkiye’ de gerçekleştirilmiş olması hepimiz için bir gurur kaynağıdır.
Bilgi ve takdirlerinize sunduğumuz bu buluşu açıklamanın gurur ve bahtiyarlığı ile saygılarımızı arz ediyorum.
Erke Erke Araştırmaları ve Mühendislik A.Ş.
Yönetim Kurulu Adına
Çetin Uğural




Aralık 3rd, 2006 at 7:57 pm YTÜ Makine Müh 1. sınıf öğrencisiyim ve eğitim hayatımın başından itibaren
fizik derslerinde gördüğüm temel kanunlar ölçüsünde hiçbir şekilde bir enerjinin yoktan var edilemeyeceği ve var olan enerjinin de yok edilemeyeceği bize anlatıldı.Einstein ın da belirttiği gibi bu fizikte temel yasa olarak vardır.Tahminimce de yapılan aygıt bir çeşit transformatör mantığında çalışıyor yani enerji korunuyor (mutlaka sürtünme ile ısıya dönüşen bir kayıp vardır) mesela transformatördeki gerilimin değerinin yükseltilmesi karşısında akımda bir düşüş oluyor gibi bi mantıkta çalışıyor olabilir. AMA insan şüphelenmeden de edemiyor.Kuantum fiz mesela bi parçacığın aynı anda farklı durumlarda bulunacağınıöngörüyor.Bence BEKLEYELİM ve görelim bakalım.
Aralık 5th, 2006 at 9:24 am Dört yıllık okulları, ardından yüksek lisansları ve sonra doktoraları bitiren insanlar… Devamında doçentlik ve profesörlük ünvanlarını alan öğretim görevlileri… Yalnızca ülkemizdekiler değil, bütün dünyadaki emsalleri…
Aranızdan kaç tanesi, bilimsel düşüncenin özgürlük ve sonsuz bir gelişim olduğunu biliyorsunuz?
Gördüğünüz matematik, fizik, kimya ve kabul edilen diğer bütün ilimlere şu an için ancak “2006″ tarihini ya da en; ama en fazla “21. yüzyılın ilk çeyreği” tarihini vurabilirsiniz. Burada veya geçmişte kalmakla, kendinize ancak bir son kullanma tarihi vermiş oluyorsunuz ve bu durumda doğru bir tespit yapmış oluyorsunuz.
Bilimsel düşüncenin gerektirdiği şekilde bilimin unsurlarına sahip olabilen ve sayıları çok çok az olan gerçek bilim adamları için “kesinlik” , “sınır” ve bunların doğurduğu “bağnazlık” yoktur. Bunların yerine daima “açıklık” , “sonsuzluk” ve “ileriye dönüklük” vardır.
Bilimde “makul”lüğün en üst sınırı bana göre şöyle izah edilebilir:
“Bugün için, şimdiye kadar edinebildiğim ve sınırlı olduğunu kabul ettiğim bilgilere göre yorum yapamam.”
Bundan öteye giden kısıtlı düşünceler ve yorumlar, ancak “bilgisizlik” ve dahası “bilmediğini bilmemek” içindeki gafil benlik çırpınmalarından başka bir şey değildir. Sonuçta ancak utanç getirir.
Bu manada, hayatında ilkokula dahi gidememiş, ancak benliğinden sıyrılma başarısını göstererek olaylara ve gelişmelere açık kalplilikle bakabilen insanlar, gerçek bilimsel düşünceye sahip olabilen şanslı insanlardır. Ülkemiz, çok şükür bu niteliğe sahip sade vatandaşlarla doludur.
Başta bilim(!!!) adamları olmak üzere herkesin, bugüne kadar yaşamış oldukları ve sadece yıllarla ölçülebilen hayatlarından ve bu hayatın içinde ancak tanışabildikleri bilgi ve eğitimin sınırlılığından sıyrılıp, sadece düşünceleri ile dahi olsa bunların üzerine çıkmalarını diliyorum. Ancak bu şekilde sade vatandaşlık seviyesine yükselebilir ve zincirlerinden kurtulabilirler. Ben de bu dediğimi yapmaya çalışan insanlardan biriyim.
Saygılarımla,
Ali YAKUT